Ana Sayfa / Gündem / İzmir Engelliler Koordinasyon Merkezi İl Başkanı Ahmet Uğur BARAN ile Röportaj gerçekleştirdik…

İzmir Engelliler Koordinasyon Merkezi İl Başkanı Ahmet Uğur BARAN ile Röportaj gerçekleştirdik…

Benim Arkamdan Gelen Engelli Vatandaş Benim Çektiğim Sıkıntıyı Çekmesin

NERMİN ÇAKIR : Ahmet Uğur Baran bey siyasi kimliğinizi bir tarafa koyarak  ‘’engelli olup da ya ben bir yerlere geldim’’ düşüncesi hakim olmamış. Engelliyi en iyi anlayacak kişi olarak siz engellilerin yanında olmaya, koordinasyon başkanı olarak engellilere destek vermeye, kendi yaşadığınız zorlukları göz önüne alarak bu amaç uğrunda yol almaya, projeler üretmeye, bire bir engellilerle görüşmeye ve dertlerine yardımcı olmaya çabalıyorsunuz.

Öncelikle sizi tanımak istiyoruz kendinizden biraz bahseder misiniz?

 

Ahmet Uğur Baran:  Ben 1982 Diyarbakır doğumluyum. Uzun zamandan beri  İzmir’de yaşıyorum. İşim,  ailem,  bütün yaşantım İzmir’de.  Esnaf bir aileden geliyorum. Yaklaşık 40 yıldır kemeraltında esnaflık yapan bir ailenin çocuğuyum . Kemeraltının terbiyesini aldım, şadırvanın suyunu içtim ve kemeraltından ayrılıp , kemeraltından bağımsız bir iş yaptığımda afallamış ve bocalamıştım. Kendi işyerimi,  ofisi bırakıp Kemeraltı’ na gidiyordum, kopamadım. Kemeraltı’ nda da hâlâ işyerimiz var. Eşim ve annem gidiyor orada vakit geçiriyorlar. Biz burada inşaat işiyle uğraşıyoruz.
Dokuz Eylül Üniversitesi  İngilizce İşletme mezunuyum. Uzun zamandan beri de aktif siyasetin içindeyim.  Lise yıllarında başlamıştı siyaset. MHP’de siyasete başladık.  Lisede lise başkanlığı, üniversitede de üniversite başkanlığı yaptım.  Ülkü ocaklarında biz 3 arkadaş, kendi cep harçlıklarımızla 3 ülkü ocağı kurduk.  Şimdi partide bize Akkurt derler. Tabii ki Cumhurbaşkanımız ve partimizin kurucusu Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a o günden beri beslediğimiz bir sevgi vardı. Olduğunuz yerde doğru işler yapıyorsanız sizi gerçekten sahipleniyorlar. Yaptıklarınızla anılıyorsunuz ve anılmaya da devam ediyorsunuz.  Adalet Kalkınma Partisi içinde ben Karşıyaka İlçe Başkanlığı’nda göreve başladım. İlçe Engelliler Koordinasyon Merkezi  Başkanı  olarak başladım. Orada çok içten kendimizi vererek çalıştık. Burada kendimizi siyasete bu kadar vermemizin sebebi, doğuştan gelen engelimizin farkında olduğumuzdan kaynaklanıyor. Çünkü bakıyorsunuz benim 2 çocuğum var. Ben düşünüyorum acaba bir gün maddi sıkıntıya girsem, çocuklarıma bunu ne derece yansıtırım? Elimden geldiğince yansıtmamaya çalışırım. Belki hissettirmem bile ama benim ailemin yaşadığı sorunu bana hissettirmeme şansı yoktu, çünkü sorunun ta kendisi bendim. O yüzden, sorunun ta kendisi benken de buna vakıf olmama ihtimalimiz hiç yok.  Şimdi hem sorunun ta kendisisiniz,  hem sorunun içindesiniz, hem de sorunun çözüm yolundasınız. Yani her yerde varsınız. Ya kilitsiniz ya da anahtar. Şimdi geçmişteki Türkiye’ye baktığınızda engelli olmak, şunu iddialı konuşuyorum ki  bundan 15 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti’nde   de bir serçe parmağınız bile yoksa engelliydiniz;  hayatınız çok zordu. Bugünün Türkiye’sinde öyle değil.

 

Mine Sueri:  Siyasete lise yıllarında başladığınızı söylediniz. Yaşadığınız zorluklar mı sizi siyasete itti?

Ahmet Uğur Baran:  Bu sorunlar yardımcı bir aparatla çözülecek sorunlar değil. Bir robotu alalım soğan doğrayalım belki bir çözüm bir rende alalım havucu bıçakla kesmekten kurtaralım. Ama bir engelliyi asansörü olmayan bir apartmandan, asansörü olan bir apartmana taşımadan kurtaramazsınız. Yani yabancı aparatlarla çözülecek sorunlar değil. O yüzden nasıl çözebilirsiniz, siyaset ile çözebilirsiniz. Çocukluğumdan beri bir idealimdi. Ben ya siyasetçi olacaktım ya oyuncu olacaktım bir uç da olacaktım.

 

Nermin Çakır:  Oyunculuk yönünüz de var mı?

Ahmet Uğur Baran: Var. Bu şekilde deneyimlerim de oldu. Türkiye’nin Yıldızları ve Popstar yarışmasına da katıldım.

 

Nermin Çakır:  Ne yapmıştınız şarkı mı söylediniz?  Sesiniz de güzel o zaman?

Ahmet Uğur Baran: Sesim çok güzel değil aslında hani örnek diyoruz ya farkındalık yaratabilmek. Bizim işimiz farkındalık.

 

Nermin Çakır: Bir gününüz nasıl geçer?

Ahmet Uğur Baran: Ben güne çok erken saatte başlayıp çok geç bitiren bir insanım. Günümü nasıl geçirdiğim o günün gidişatına da bağlı aslında. Sabah bir telefon trafiğim başlar,  vatandaşın beni nereye çektiğine de bağlı. Genellikle sabahtan ofisime işyerime geliyorum. Arkadaşlarla toplantı yapıyoruz. İl başkanlığına partiye geçiyorum dışarıda bir programım yoksa eğer oraya gelen vatandaşlarla ilgilenmek istiyorum. Çünkü vatandaş orada sizi görmek istiyor. Partiye gelen vatandaşların sorunları hep şöyle.  Size artık son nokta olarak geliyorlar. O yüzden vatandaşlarla ilgilenmeyi çok seviyorum. Ekibimdeki arkadaşlarımı yerime refakatçi olarak çok fazla bırakmıyorum. Onun dışında çocuklarıma zaman ayırmaya çalışıyorum. Şunu hep söylerim “Ben bu hayatta en çok baba olmayı sevdim.” Evladı olanlara, hayırlı iyi bireyler olarak yetiştirmeleri için hep dua ederim. Çocuklarıma vakit ayırmayı onlarla zaman geçirmeyi çok seviyorum. Çok geç vakit bile olsa, 5 dakika bile olsa onlara zaman ayırmaya çalışıyorum. Çünkü  şöyle arka dönüp baktığım zaman, siyasi yolda yürürken kendi özelimde çok şey kaçırıyordum. Bunun cidden farkındayım. Cumhurbaşkanımız da söylüyor ya “çocuklarımın büyüdüğünü göremedim”. Gerçekten doğru söylüyor, göremiyoruz. Ama seçim yapmak zorundayız. Ya tarihe geçip iz bırakacağız ya da sabah 9’da işine gidip akşam 5’te işinden evine giden bir insan olacağız. Bunun seçimini yapmak zorundayız.  Ben zor olanı seçtim.  Ben istiyorum ki benim arkamdan gelen engelli vatandaş benim çektiğim sıkıntıyı çekmesin, en azından desin ki “Böyle de bir şey yapılmış bu dönem de  Allah razı olsun” diyebilsinler. Hepimiz faniyiz; çocuklarıma şunu dedirtebilmeyi istiyorum, mal bırakırsınız mülk bırakırsınız para bırakırsınız ya bunlar boştur. Bir gün yerler , çıkarlar işin içinden ya da bir şey olur batırırlar ya da daha da üstüne koyarlar neyse. Artık kendi seçenekleri ama kendileri  de kazanabilirler. Ama bir gün şunu demelerini istiyorum, bunun  için uğraşıyorum. “Bizim bir babamız vardı, engelliydi ama aslanlar gibi de bunları yaptı” böyle bir miras bırakmak istiyorum çocuklarıma. Çocuklarım olmadan önce’’ ben ne yapmak istiyorum’’  diyorum.  Anneme, bak ’’ ben engelli çocuğumu böyle yetiştirdim’’ dedirtmek istiyordum. Çocuklarım olduktan sonra tabi fikrim değişti. Ben kendimi sürekli sorgulayan biriyim. Sorgulamazsanız yenilenemiyorsunuz. Geçen gün hatta bir psikolog arkadaşımla oturup çay içtik sohbet ettik. Bana dedi ki, ‘’ nerdesin şu an? ne yapıyorsun?  aynaya baktığın zaman Ahmet Uğur Baran ne görüyorsun ‘’ dedi.  Ahmet Uğur Baran bir evinim noktasında, bulunduğu noktada da patinaja başladı. Ahmet Uğur Baran’ın artık yeni cümlelere ihtiyacı var, yeni fikirlere ihtiyacı var. O yüzden şu anda Ahmet Baran bir evinim noktasında. Ya evineceğim ya da tarihe gömüleceğim. Şu anda iki yol var.

 

Nermin Çakır:  Hem iş adamı kimliğiniz var, hem de siyasi kimliğiniz var. Yaptığınız işin en sevdiğiniz tarafları nelerdir?

Ahmet Uğur Baran: Partide bir işim yok. Parti benim aşkım, parti benim sevdam. Eşim ile şakayla  konuşuruz hep şöyle der,’’ ya ben senin önünde dursam sen beni boşarsın,’’  ki boşarım da yaparım da. Eşimle şakayla karışık takılırız arada sağ olsun o da çok anlayışlıdır bu konularda. Beni; çıktığım yolda hep desteklemiştir. Hiçbir zaman bana dememiştir ki sen bu işlere çok vakit harcıyorsun çok para harcıyorsun. Hep bu işlerde sana nasıl fayda sağlayabilirim diye düşünmüştür. Bu konuda Allah ondan bin kere razı olsun, çok şanslıyım çok iyi bir eşim var. Yaptığım işte bana her zaman destek oluyor, hiçbir zaman köstek olmuyor. Yolumu açmak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Çocuk yetiştiriyor, iş yapıyoruz.

Nermin Çakır: Kendinizi yetiştirirken etrafınızdan rol model aldığınız bir isim var mıdır?

Ahmet Uğur Baran:  Recep Tayyip Erdoğan. Referandum öncesi katıldığım bir canlı yayında bana, ‘’muhalefetin size sorduğu bir soru var’’ dediler.  “Nedir” dedim  “Erdoğan’dan sonra ne olacak” dediler. “Ben gelebilirim’’dedim.  ‘’Ne demek istiyorsun’’ dediler, “Ben gelebilirim Ayşe gelebilir Ahmet gelebilir.’’  AKP’de siyaset yapan herkes bir gün Recep Tayyip Erdoğan olmak için uğraşır.

Şunu yapmadım “ben bunun gibi olayım”.  Gönlüme göre uydurmam lazım diye düşündüm. O yüzden çevremde toparladığım çok rol model var.  Huyu güzelmiş, bunun bu sözü güzelmiş, bakışı güzelmiş diye harmanladığım bir kişiliğe sahibim. Ben annemi örnek aldım. Kişiliğimin bir demografik yapısı var benim.

 

Nermin Çakır: Önümüzdeki 1 yıl içersinde gerçekleştirmek istediğiniz projeler nelerdir?

Ahmet Uğur Baran: Bununla alakalı düşündüğüm biriktirdiğim çok fazla şey var. “Ben şunu yapmak istiyorum” o gibi isteğim yok. Ben ne olmak isterim, ben milletvekili olmak istiyorum. İşte bu sorunuza o zaman cevap verebilirim.

 

Nermin Çakır: Engelli koordinasyon başkanı olarak bu zamana kadar ne gibi çalışmalara imza attınız?

Ahmet Uğur Baran :  Engelli koordinasyon merkezinde İzmir genelinde engelli vatandaşlarımızla bire bir temas etmeye çalıştık, çok fazla ev ziyaretleri yaptık. Türkiye genelinde bazı aksaklıkları gidermeye çalıştık bu konuda da vakıf olduk, başarılı olduk.  Otizm farkındalık günleri  ve down farkındalık günleri yaptık.  Bedensel engelli, zihinsel engelli arkadaşlarla bir arada bulunup aileleriyle içinde bulundukları durumu nasıl aşabilecekleri , bu aşım noktasında bizim ne gibi katkılarımız olabiliceğini ortaya çıkardık. Biz genelde bu burokratik engellerin aşım noktasında faydalı olmaya çalıştık. Şunu anlattık ‘’bakın biz burada varız’’ ve TÜRKİYE CUMHURİYETİ  tarihinde ilk defa bir partinin içinde engelli koordinasyon merkezi  var ve engelliler karşılarında il başkanı bazında bir muhatap bulabiliyorlar.

 

Nermin Çakır : Engelli hayatında hedefleriniz nelerdir?  Neyi başarmayı çok istiyorsunuz?

Ahmet Uğur Baran: Esas benim başarmak istediğim konu :  Engelsizlerin beynindeki  bu güne kadar oluşmuş engelli  portresini değiştirmek istiyorum . En büyük hedefim bu çünkü hepinizin beyninde bir engelli portresi var, ben bunu yıllarca yaşadım. Şu an değil, siyasi kimliğimin olmadığı zamanlarda geçmişte, beni yolda gören engelsiz bir vatandaşın aklına ilk gelen ‘’ acaba bir yardımım dokunabilir miydi? ‘’ Hep bir acıma. Ben artık engelliye güçlü bir portre çizmek istiyorum.

Nermin Çakır :  Ahmet Uğur Baran’ ın  hayatındaki en önemli kriter nedir?

Ahmet Uğur Baran :  Hiç böyle soru geleceğini düşünmemiştim şaşırdım açıkçası. Benim tek bir kriterim yok. Tek bir kriterim olsaydı bu kadar çok işte olamazdım. Bir kriter dile getirmem gerekiyorsa o da şudur: Yürüdüğüm yolda, bulunduğum konumda en doğru işi ortaya çıkarabilmek. Ben hep şunu başarmaya çalıştım. Kimse beni sevmek zorunda değil nefret de edebilir benden, hiç beni  kanı da almaya bilir ama benim arkamdan kötü bir insan diyemez. Benim kriterim bu. Benim arkamdan insanlar şunu diyebilmeli. Bu adam da işte bunu yaptı.

 

Nermin Çakır :  Engelli hayatında, hem sosyal  hem de siyasi açıdan içindesiniz ve biliyorum ki neredeyse çalınmayan kapı bırakmamışsınız. Bu açıdan değerlendirirsek engellilerin toplum içinde yaşadığı en belirgin sorun nedir?

Ahmet Uğur Baran :  Geçmişten bu güne kadar engellilerin hayatlarını kolaylaştırmak dışında, anlık çözüm isteklerinden vazgeçiremedik engelliyi.  Biz, kendimde dahil olmak üzere geçmişime bakıyorum. Gençlik dönemime bakıyorum, siyasi bir muhattab  gördüğümde ondan ne isterdim?  Kendimi sorguluyorum. Bundan 20 25 yıl önce lise yıllarımda o gün bir vekil veya belediye başkanı gördüğümde ne isterdim?  Bir gün eski Belediye Başkanı  İhsan Alyanak ‘ın sanırım şoforü ya da korumasıydı çok net hatırlamıyorum denk geldik. Sizi ‘’belediye başkanımızla telefonla görüştüreceğim söz veriyorum ‘’ dedi. ‘’ Tamam görüştür’’ dedim.  Sene 94- 95 yılları akülü tekerlekli sandalyemi yeni almıştık.  Evim Atakent  de.  Atakent ‘den  Karşıyaka çarşıya sandalyemle gidiyorum.  Çünkü  böyle otobüs yok, engellilerin kullanabileceği bir toplu taşım aracı yok.  Kendi kendimede diyorum ki  ‘’bak ne güzel akülü tekerlekli sandalyem var, kendi kendime rahat rahat gidiyorum’’ dedim ama kaldırımı kullanamıyorum;  yolun kenarından gidiyorum, kaldırıma çıkamıyorsunuz .  Neyse o görüşmenin ardından 5 -10 gün sonra aKşam saatinde bir telefon geldi . ‘’Başkan.  Ahmet ile görüşmek istiyor’’ dendi.  Aldım telefonu  ‘’Nasılsın?  İyi misin? ‘’  ‘’İyiyim.’’  ‘’ Bir sorunun var mı? ’’ dedi.  ‘’ Yok ‘’  dedim.  ‘’Ulaşımda sorun yaşıyor musun? ‘’ dedi.  ‘’Hayır, rahat rahat gidip geliyorum ‘’ dedim.  Öyle bir alıştırılmışız ki OTOBÜSE  BİNEMEMENİN  DOĞAL  BİR ŞEY OLDUĞUNU düşünüyorum.  ‘’İyi tamam’’ dedi kapattı. Birkaç gün sonra başkan ile konuşturan kişi  ile tekrar karşılaştık. Bana ‘’ niye demiyorsun Karşıyaka’ dan buraya tekerlekli sandalye ile gidip geldiğini.’’  ‘’ Abi gidip gelebiliyorum ben, sorun yok’’ dedim. Anlatabildim mi?  Bize hayal kurmayı öğretmemişler .  Bir gün böyle bir otobüsün İzmir de çalışabileceğini hayal etmemişim ki hiçbir zaman böyle bir şey yok hayallerimde.  Ben hep şunu hayal etmişim, seneler sonra kimsede olmayan bir  akülü tekerlekli sandalye sahibi olmuşum ve artık şunu hayal ediyorum  acaba daha yeni bir modeli  çıkar mı?  Elimde olanı hayal ediyorum çünkü görmemiştik, yoktu. O kadar büyük sıkıntılardan o günlere gelinmiş ki  olmayınca ne yapıyorsunuz?  Bir şeyler talep edemiyorsunuz.  Ben engelli arkadaşlarıma hep şunu söylüyorum.  ‘’ Arkadaşlar talepkar olun çünkü benden talep  etmezseniz  ya da bir belediye başkanından talep etmezseniz,  biz sizin neye ihtiyacınız olduğunu bilemeyiz’’  Görebildiğimiz kadarını bilebiliriz ya da yaşadığımız kadarını bilebiliriz. Siyaset bana şunu öğretti. Engelliliği yaşayan biri olarak ben engelliliğe vakıf biri değilmişim. Bana bunu öğretti, düşünün ki bunu da yaşayan birisiyim.

 

Nermin Çakır: Altına kesinlikle imza atarım dediğiniz ya da inandığınız söz nedir?

Ahmet Uğur Baran: Ben çok fazla söze inanmıyorum; sözler havada kalıyor. Ben söze değil icraata bakarım diye bir söz vardır ya.

Nermin Çakır :  Çok güzel bir cevap oldu.

 

Nermin Çakır:  Engellilerimiz sağlık kurulu raporu alırken sizde aynı şekilde, yaşadığı zorluk konusunda çözüm planınız var mıdır?

 

Ahmet Uğur Baran: Bununla alakalı sağlık bakanlığımızla ve aile sosyal politikalar bakanlığı ile görüşmeler sağlıyoruz. Şimdi burada sorun varmış gibi aksettiriliyor aslında. Olması gereken prosedür bu aslında.

Mine Sueri:  Şöyle bir şey yapılamaz mı? Bir havuz oluşturulsa, raporlar 2 senede bir değişiyor. Süresiz olanlar da var ama yıprandığında işlem görmüyor onun için tekrar müracaat ediliyor. Engelli olduğu belli çok mucizeler de gerçekleşmeyecek,  bunlar için yapılabilecek bir şey yok mu? Bir tıkla yapılabilecek. Mutlaka sağlık raporu isteniyor.

Ahmet Uğur Baran :  Güzel söylüyorsunuz da bu noktaya nasıl geldiğini düşündünüz mü?  Yani neden böyle bir sistem getirildiğini?  Neydi ne oldu biz böyle bir sisteme geldik.  Bundan birkaç ay önce bir çete çökertildi. Rapor çetesi engelli olmayana engelli raporu çıkartıyor.

Şimdi bir engellinin rapor süresi doldu  rapor yenilemesi gerekiyor ve öyle bir engelli hayal edin ki var, çok tanık olduğum bu şekilde sadece rapor almak için evin den çıkan engelli düşünün bunun dışında hiç dışarı  çıkmayan.  Bu bedensel engelli yi ortapediye soktum bitti . Adamın akciğeri rahatsız sağlık kurulu alacağı zaman muayene de ortaya çıkıyor. Dahiliye de ki olan rahatsızlığını nereden bileceğim, adam çıkmıyor evden dışarıya. Sene de bir gün çıkıyor. Emin olun doktorun vatandaşı görmesi faydalı bu konuda. Ben bu sistemden rahatsız değilim rahatsızlık varmış gibi görünüyor.

Benim kendi öz teyzem Suriyelilere hastaneyi ücretsiz yaptınız diyor. Yapmayalım da ne yapalım adamlar toplu bir şekilde yaşıyor salgın hastalığı nasıl engelliyeceksin, nasıl olacak.

 

Nermin Çakır : Bir röportaj esnasında kullandığınız güzel bir cümle var. ‘’Tribünden konuşması  kolay, maç içerisinde çözüm noktasında konuşabilmek önemli .’’  Engellilerimize getirdiğiniz çözüm noktaları nelerdir?

 

Ahmet Uğur Baran: Bana göre en önemlisi, engelli kamu personeli seçme sınavı.  Bu güne kadar doğru işler yaptık, ama yaptığımız en doğru ve  en isabetli iş bu oldu. Normal bir şekilde üniversite sınavına girmiş birisi olarak konuşuyorum. Normal bir şekilde kpss sınavına girmiş bir engelli  olarak konuşuyorum.  Benim yıllardır söylediğim bir cümle vardır. Bir gün bunu başaracağım ve engellilere bu hakkı verdirteceğim. Engelli vatandaşlarımıza  üniversiteye sınavsız geçiş hakkı vermek istiyorum. Siyasete girişte ki  ilk yapmak istediğim şey buydu, çünkü ben şuna inanıyorum:

Bir engellinin üniversite okuması, bir engelsizin üniversite okumasından daha önemlidir bence. Engelliyi  okutabilmeniz lazım.  Eğitim düzeyini yükseltebilmeniz lazım ki talep edebilsinler.  Nasıl olacak bu: bedensel engelliye diyeceksiniz ki  raporunda  yüzde altmış ve üzeri engelli durumuna sahip olan diyeceksiniz ve bütün görme engelliler diyeceksiniz . Engellilerin  yaşadığı illerin, üniversitelerin, akla mantığa yatkın olduğu bölümlerinden  bir yıl intibak yılı şartıyla sınavsız geçiş hakkı verilecek.  Mesela engellinin bir tanesi dedi ki ‘’ben  iktisat okumak istiyorum’’ dedi.  Tamam kaydını yapalım ama bir yıl intibak. Nedir intibak:  Birinci sınıfta göreceğin derslerden üç tanesini bu intibak yılında göreceksin,bu üç sınavı verebilirsen buyur birinci sınıf dan devam et,  senin sınavın bu. Veremezsen kusura bakma üniversite sınavında şansını denemeye devam et.  Bunun projesi  bu  ve ben bunu başaracağım.

 

Nermin Çakır:  Yine sizin güzel bir sözünüz “engellilerimize çıkın dışarıya yerel yönetimler göremedikleri  bir şey için  hizmet yürütemezler.” Engellilerimiz neler yapmalı?

Ahmet Uğur Baran: Engelliler şunu yapmalı. Örneğin vergi dairesinde bir işi var, orası da merdivenli. Gitmeyeyim en iyisi deme bunu yapma. Git o merdivenin altına bağır çağır hepsini dışarıya çıkar. Talep et. Biz üniversitedeyken arkadaşlarımızla sosyal sorumluluk projesi yaptık. Kendi yaşadığımız semtlerde, bir arada olmamız şart değil , birbirimizden bağımsız dedik ki, girişi engelliye uygun olmayan kafeteryada çay kahve içmiyoruz. Tamam mı tamam. Nasıl yapacağız. Öncelikle kafeye giriyoruz oturuyoruz. Garsona siparişten önce “engelliye uygun girişiniz var mı?” diye soruyoruz. Yok cevabını alırsak o restoranın ya da kafenin yetkilisini çağırıp “senin böyle bir girişin olmadığı için oturmaktan vazgeçtik” deyip kalkıp gidiyoruz. Biz bununla İzmir’de çok fazla yerin girişine rampa yaptırdık.  Bu bir hareket.

Nermin Çakır: Sesinizi duyurmadan nasıl icraata dökersiniz!!

Ahmet Uğur Baran: Tabi ki o yüzden talep etmek lazım .  Farkında olmak lazım. Vicdanlı olmamız lazım.  Vatandaş olarak da hayatımızı kolaylaştırmak lazım.  Mesela arabamızı park ederken daha dikkatli olmamız lazım. Denetim mekanizmasından ziyade kendi içsel  denetimimizi yürütebiliyor olmamız  lazım. Şunu demeliyiz ben buraya park etmeyeyim. Benim iki dakikalık işim var deme.  O yüzden talep etmek önemli. SOKAĞA ÇIKMASI LAZIM, TALEP ETMESİ LAZIM.

 

Nermin Çakır: Sizi en çok kızdıran şey nedir?

Ahmet Uğur Baran: Ben kolay kolay kızan bir insan değilim. Kızsam da çok çabuk dile getiren insan değilim ama Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Aziz Kocaoğlu’nun bir cümlesi var, ona çok kızmıştım. Basında da dile getirmiştim zaten. Biliyorsunuz ki hükümet yaşlılarımıza ve engellilerimize kart verdi, ücretsiz biniş kartı. Onunla alakalı şöyle bir cümle kurmuştu; “Yahu adam manzara izlemek için otobüse biniyor” çok kızmıştım çok aşırı tepki vermiştim. Hatta basından arkadaşlar fikrimi sorduğunda tek bir cümle söylemiştim; “Otobüse binerken Aziz Kocaoğlu’na mı soracağız” demiştim. Ben şuna çok kızıyorum.  Benim hayattaki felsefem şu;  bir hayvanda dahi olsa haksızlığa dayanamıyorum. Bu haksızlık noktası benim kaldırabileceğim bir nokta değil.  Yapmamaya çalışıyorum, elimden geldiğince dikkat etmeye çalışıyorum, çevreme de dikkat ettirmeye çalışıyorum. Bir hayvan ile başka bir hayvan arasında bile haksızlık gördüğümde dayanamıyorum ve çok kızıyorum. En çok kızdığım şey haksızlık, haksızlığa uğratılmak.

 

Nermin Çakır: Bu işe girdiğinizde amaçlarınız nelerdi, ne kadarını gerçekleştirebildiniz?

Ahmet Uğur Baran: Siyasete girmemdeki  amaç, benden sonraki  gelecek nesil  benim çektiklerimi çekmesin isterim. Bu yaşa zor geldik. Hepimiz evlatlarımızın iyi olmasını isteriz, uzun ömürlü, sağlıklı olmasını isteriz. Ben bir annenin duasından çok etkilenmiştim, ağlamıştım, kendime gelememiştim.”İnşallah yavrumdan önce ölmem, o benden önce ölür” demişti. Anneler bir daha böyle dualar etmesin diye de ben böyle bir  işe girdim.  Tüm engelleri kaldırabilir miyim? Hayır kaldıramam ama  en azından bir anneye bir daha böyle bir dua ettirmem diye düşünüyorum.

 

Nermin Çakır: Bu iş de yaşadığınız en kötü anı ve en güzel anı anlatabilir misiniz?

Ahmet Uğur Baran: En kötü an. Ben zor durumda kalmamıştım, karşımdakinin zor durumundan dolayı kötü bir an yaşamıştım. Bir eve gittim. İl Başkanlığına atandığımın ilk yıllarıydı. Daha duygusallığı bitiremediğim yıllardı. Oturduk sohbet ettik birazcık. Ev ev demeye bin şahit isteyen bir yerdi.  İçerden  öyle bir koku geliyor ki, yani tarif edebileceğim bir koku değil. Allah’ım bir şey var bu evde biri ölmüş diyorum. Ev sahibi teyzeye dedim ki, ”teyze içeride kim var?” ‘’ oğlum benim çocuklarım var,’’ diye karşılık verdi. ‘’ Bakabilir miyim,’’ dedim  “Tabi” dedi. İçeriye geçtim kapıyı açtım, gördüğüm manzaradan sonra gözümden yaşlar dökülmeye başladı, nutkum tutuldu. İki tane et parçası. Konuşabileceğim hiçbir şey yok. Konuşamıyorum.  Kadına  baktım,  gazetelere baktım. ‘’ Bez alamıyorum ne yapayım,’’  dedi.’’ Bu saatten sonra nasıl yaşayabilirim’’ dedim kendi kendime, ‘’nasıl eve gidip o sıcak yatağa girebilirim, yemek yiyebilirim ‘’ diye düşündüm. Yaşadığım en kötü an oydu, benim için kırılma noktasıydı. Ve ben dedim ki  doğru bir iş yapıyorum şu anda. Bu iş de benim param da gitsin, canım da gitsin, sağlığım da gitsin, hiç önemli değil ama benim burada bunu başarmam lazım.  Ben o gün dedim ki ‘’ evet ben başarılı olacağım, ben insanlar için bir şeyler yapacağım.’’  Benim yaşadığım en kötü an oydu, hiç unutamıyorum. Daha  sonra kaymakamlık  vs.. durumu düzelttik ama ya gitmeseydim? Ya denk gelmeseydim. Ne olacaktı.

Mine Sueri: Müracat etmemişler mi?

Ahmet Uğur Baran: Çıkamıyor ki evden, iki tane zihinsel ve bedensel engelli çocuk, yüzer kilo olmuşlar zaten ekmek yemekten. Yani en kötü an buydu. En güzel an da şu: Eğlenceli bir andı o. 7 Haziran seçimlerinde milletvekili aday adayıyım. Kemalpaşa’da bir huzurevine ziyarete gittim. Hem yaşlı hem de engelli bakım tesisi. Orada ki engelli arkadaşları ziyaret edeceğim. Odalara tek tek giriyorum çıkıyorum . Selamlaşıyoruz, konuşuyoruz.  Arkamdan bir bağırış duyuyorum “getirin onu buraya çağırın onu buraya” diye. Nasıl bağırıyor parçalayacak kendini. Gidelim bir bakalım ne yapmışız. Gittim bir baktım’’ teyze ne yapıyorsun ‘’ dedim; “Senin yüzünden düştüm buralara” parçalayacak kendini çıktım güldüm. ‘’Teşekkür ettim toparlamışsınız teyzeyi’’ diye. Tabi teyze ile benim hikayem nasıl? Hatay Üçyol da ziyaret yapıyoruz. Ziyaretimizi bitirdik. Yolda İlçe Başkanımızla giderken bir koku geldi burnuma bende koku alırım yani, ya bu sokakta bir şey kokuyor mahalle başkanı ‘’başkanım bu mahallede çöp ev var ‘’dedi. ‘’ne çöp evi çöp ev mi kaldı?’’ Hadi bir bakalım  aaa bir girdik 3 kız kardeş hiç evlenmemişler hayatlarında, çöpün içerisinde kalmışlar. Neyse zabıtayı çağırdık. Aile ve Sosyal Politikaları çağırdık, boşalttırdık, bunları kuruma yerleştirdik. O günden beri düzenlerini bozdum diye bana hırslanmışlar. Çok mutlu oldum o zaman, bağrışa maruz kalınca. O gün çok mutlu olmuştum işte o gün birinin hayatına dokunduk.

Nermin Çakır: Okumaktan zevk aldığınız ,takipçisi olduğunuz bir köşe yazarı ve ya yazar var mıdır?

Ahmet Uğur Baran:  Ben kitap okumayı çok seviyorum, okuyorum da. Hani demiştim ya bir evinim noktasındayım diye. Şimdi bir kitap yazmak istiyorum, öyle bir projem var ama daha çerçevesini çizemedim. Çerçevesi o kadar geniş ki bir yeri daralttığımda diğer yerin hakkını yemiş  gibi hissediyorum. Ben siyaset tarihini okumayı seviyorum. Siyasetin içinde olduğum için okuyorum belki, hiç düşünmemiştim ama o günleri bilmezsem ileriye dönük bir şey yapamam ki. Mesela şu an da 1945 sonrası çok partili sisteme geçişi ,o dönemleri  okuyorum.  Geçen kitap fuarına gittim orada biraz kitap aldım kendime.  Arabam kitap doldu tek tek  okuyacağım. Mesela şu anda Abdülhamit Kurtlarla Dans ı okuyorum. Geçenlerde aldığım değer verdiğim bir kitap Paradigmanın Çöküşü  diye onu aldım elime, şöyle bir göz gezdirdim. Ya dedim ’’ konuştuğumuz şeyleri yazmışlar’’ şu an konuştuğumuz şeyleri yazmişlar. Kapattım keşke buna başlasaymışım ilk önce dedim ; kenara koydum. Düzenli olarak takip ettiğim köşe yazarı yok. Bütün köşe yazarlarını okuyorum. Bize karşı olanı da okuyorum bizimle olanı da ki arada ki farkı göreyim. Kitaplarda da net, şunu seviyorum diyebileceğim yazar yok ama merak ettiğim konuyla  alakalı  yazarı öğrenip onun kitaplarını alıyorum. Görüşünün ne olduğunu çok da fazla düşünmüyorum, araştırmıyorum.  Evet böyle bir kitap yazmış. Kitabı bitirdikten sonra düşüncesini araştırıyorum. Bu sefer karşıt düşüncedeki bir yazarın aynı şekilde yazmış olduğu kitabı alıp okuyorum. Sentezi bu şekilde çıkarmaya çalışıyorum.

Nermin Çakır : Röportajımız maalesef  burada sona erdi;  bizlere söylemek istediğiniz son bir şeyler var mıdır?

Ahmet Uğur Baran: Evet son olarak, son cümleniz nedir? Derseniz anlatayım.   Ayvalık da Geleneksel  Engelli Şenliği diye bir şenlik yapıyorlar. Eşim benim Ayvalık lı. O gün oradaydık tesadüf denk geldik.  O sırada televizyon kanalından bir tanesi bana mikrofon uzattı. ‘’Engellilerle ilgili ne söylemek istersiniz ‘’dedi.  Ben yarım saat falan peşlerinde dolaştım ‘diğer engellilere ne sordular ne cevap veriyorlar’ diye engelliler hep serzenişte;  işte şunu yapamıyoruz, bunu yapamıyoruz gibi.  Ben hepengelliliğin uç noktalarını görmeye çalıştım hani dedim ya Belediye Başkanına sorunum yok diye, halbuki bir sürü sorunum vardı. Ben hep engelliliğin  uç noktalarını görmeye çalıştım ve aklıma bir şey geldi orada bir cümle halinde de çıktı ağzımdan dedi ki  ‘engelliler hakkında ne düşünüyorsunuz? ‘ ‘şimdi dedim bir farklı pencereden baktıracağım engelliye,’  ‘nedir’ dedi.  ‘Hiç düşündünüz mü dünya üzerinde karşı cinsin eline bile dokunamadan ölen engelliler var hiç düşündünüz mü? ‘son cümlemde bu; hiç düşündünüz mü?…

Bu habere de bakabilirisiniz

Sinop’ta engellilere yönelik proje destek başvuruları başladı

Sinop Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü tarafından (İŞKUR) 2021/2. dönem engellilere yönelik proje destek …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir