Anne olmak!

Her kadın belli bir yaştan sonra çocuk doğurabilir. Bir ya da birden fazla, genç yaşta ya da ihtiyarlığında. Peki her çocuk doğuran anne midir?

Anne olmak nedir?

Engelli ya da değil,  dünyaya bir çocuk getirdiğimizde ilk düşündüğümüz bizim için yeni bir hayatın başladığı, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı. Bizim hayatımızın yeni ve güzel bir parçası olacak bir evlat, onun ise tüm hayatında

-kendini bildiği ilk ve bileceği son ana dek- olacak olan bizler…

Hayatta olduğumuz sürece, sabırla, mücadele ile geçireceğimiz kocaman bir hayat. Anne olmak,  güçlü olmak anlamına geliverir birden. Onun dizi kanasa sanki sizin diziniz, içiniz parçalanır.  Ancak elini tutar, gözünün yaşını silersiniz daha küçücük yaşta, biraz büyüdükçe arkadaşlarıyla kavga edince gelip ağlayacağı omuz olursunuz ki sizin gözünün yaşına kıyamadığınız çocuğunuzu üzenlere öfke dola dola yaparsınız bunu, daha nice zor olaya göğüs gerersiniz tek bir gülümseme için.

“ Anne olunca anlarsın “ hepimiz bu sözle yetişmedik mi?  İnsan anne olunca daha iyi anlıyor bu sözün neler anlatmak istediğini. Annemiz için ne kadar kıymetli olduğumuzu, annemizin gözünden bakmayı öğrenince fark ederiz. Nefes alışlarımız bile onun nefesiyle güçlenir. Kendini düşünmeyi bırakıp dünyaya getirdiğin emanetin, hayatının merkezine oturuverir. Daha iyi anlarsın o vakit annenin yaşadığı, hissettiği o kocaman sevgiyi ve endişeyi. Ona ya da onlara bir şey olur endişesi ve korkusu ömrün boyunca yaşları kaç olursa olsun hep devam eder gider.
Uykusuz ve yorgun geçirilen gecelerin , kaygılarla geçirdiğimiz onca günlerin ardından, bitmez, bitmeyecek, kaygılarımızın bir ömür boyu süreceğini de biliriz.
Gündelik yaşamda  sadece annelik görevini yerine getirmekle yetinmeyip, hayatla da uğraşır insan. Sonrasında yetişemediğinde kendini yetersiz bulmaya başlar, insandır en nihayetinde.

Çocuğunun gözünden baksa oysa kendini en güçsüz sandığı anda bile onun gününe doğan güneş, elini her zaman tutacağını bildiği tanrıçasıdır.
Engelli anneleri, çocuklarının görmeyen gözü, tutmayan eli hayattaki en büyük destekçileri. Çocukları üzerine kurdukları hayatları kaygı, keder ve çok az da olsa sevinçle, mücadele içinde geçer.

Çocukları uğruna adadıkları yaşamlarında tek istekleri ise onlara gözlerinin arkada kalmadığı bir hayat hazırlayabilmek. Bir söz vardır ki her zaman hüzünle anarım, engelli annelerinin en büyük korkusu evladından önce ölmektir. Günün karmaşası içinde bizler bile yorulurken  bazen,  durup onların karmaşasını düşünemiyoruz, anlayamıyoruz bile.

Gelecek bizlere ne gibi sürprizler hazırlıyor hiç birimiz bunu bilmiyoruz. Bir söz  zihnimde “sen gelecek planları yaparken, hayat da kendi planlarını yapıyor” diye, aynen öyle işte. Düşünsenize bir mucize gerçekleşiyor, dokuz ay karnınızda taşıdığınız yumurta çatlayıveriyor ve içinden bir lütuf, bir melek doğuyor. Siz hiç yeni doğmuş bir bebekten daha güzel bir şey gördünüz mü?

Çarşıda, pazarda, yolda bir engelli birey gördüğünüzde de ona böyle bakın işte; bir meleğe, bir mucizeye bakar gibi, annesine de o mucizenin koruyucusu gibi.                      Engellemeyin kimseyi, kucaklayın, sevin, empati yapın, kaynaşın.

Unutmayın eğer siz engellemezseniz kimse engelli değildir.

Sevgiyle kalın…

Bu habere de bakabilirisiniz

Sen de bir ah çekip
nerede o eski bayramlar
diyor musun?

Sevgili okurlarım; Her bayram olduğu gibi bu bayramda da anılar, hatıralar, gelenek ve göreneklerimiz aklımıza …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir