Empati

“Empati”  Ne hoş bir kelime, ne kadar zaruri ve “tatlı”. Bu kelime eski Yunancadan türemiştir. Patheia (hissetmek, acı duymak) kelimesine en(in)- yani içinde, içeride bir yerde, eki getirilerek türetilmiştir. Bir başkasının acısını hissetmek, hislerini anlayabilmek anlamına gelmektedir.

“İnsan acıyı hissedebiliyorsa canlıdır, başkasının acısını hissedebiliyorsa insandır” diyor Tolstoy. İnsan olabilmek için empatiye ihtiyacımız var. Ben bir insanım demek için az da olsa empati yapabiliyor olmamız gerekiyor yani. Uzaklarda bir yerlerde, güneşin saatler önce doğduğu, bambaşka bir dili konuşan, bambaşka bir yaşayışı, inancı benimsemiş bir ülkenin yitip giden gencecik evlatlarına göz yaşı dökebilmek ya da kimsesiz bir kadının dün kaybettiği kedisini sokak sokak aramak gerekiyor bazen ben bir insanım diyebilmek için.

Sahi en son ne zaman umursadınız birisini? Ne zaman üzüldünüz hiç tanışmadığınız bir insanın tarifi imkansız acıları için? Hiç tanışmadığınız diyorum çünkü “ya dün kız kardeşimin kayınvalidesi öldü, çok üzüldüm onu öyle görünce” deyip empati yaptığınızı sanarak bir yanılgıya düşmeyin istiyorum. Kız kardeşinizin üzgün olması sizi de üzer, evet bu duruma üzülmek doğal ve bir insan olarak bakıldığında güzel bir şey. Ama bizim ihtiyacımız olan böyle bir empati değil. Ben istiyorum ki gerçekten empati yapabilelim. Aynı metroya bindiğimiz o yaşlı amcanın ceketinin neden yırtık olduğunu, acaba kahvaltıda ne yediğini, şu anda nereye, ne için gittiğini düşünelim. Arkadaşlarımızla sırtımızda piknik çantalarıyla, bisikletimizin üstünde son hız göl kenarına giderken yanından geçtiğimiz o güzeller güzeli tekerlekli sandalyeli kızın en son ne zaman arkadaşlarıyla pikniğe gittiğini tahmin etmeye çalışalım. Mahallemizde oturan iki çocuklu, eşinden şiddet gördüğünü gittiğimiz börekli, kısırlı altın günlerinde fısıldadığımız kadının aşka, sevgiye olan inancını ne zamandan beri yitirdiğini bir an olsun aklımızdan geçirelim. Bizden olmayan, bizim gibi olmayan, bizim yaşadığımız hayatı yaşamayan insanların hayatlarını bir sinema perdesinin dışında ve bir sinema filminden daha uzun süre düşünelim. Beyhude sokaklarda beyhude dolaşırken bir insan bize elini uzatmadan, neredeyse ayaklarımıza kapanmadan ve yalvarmadan onlara yardım etmeyi yüreğimizden geçirelim.

Ne kadar zor değil mi empati yaparak yaşamak. Bir başkasını düşünmek, bir başkası için ufak tefek yapmadığımız fedakarlıklar yapmak. Üstelik sadece düşünerek… Lütfen sevgili okuyucu, sadece yarın, yani bu yazıyı okuduktan bir gün sonra empati yaparak gününüzü geçirmeyi deneyin. Eğer severseniz belki bir sonraki gün de.

Bakın bakalım o günden sonra dünya nasıl güzel bir yer olacak?

Bu habere de bakabilirisiniz

Sen de bir ah çekip
nerede o eski bayramlar
diyor musun?

Sevgili okurlarım; Her bayram olduğu gibi bu bayramda da anılar, hatıralar, gelenek ve göreneklerimiz aklımıza …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir