Travma

Hızla ilerleyen zaman her iç çekişinde, bir adım daha yaklaşıyoruz yok oluşun kapılarına

kuşkusuz. Yokluğun bilinmezliği karşısında yaşadığımız her ürpertinin serinliğinden üşüyen

ruhumuzu ısıtmak için inançlarımıza sarılıyoruz. İnançlarımız, bilinmezliğin getirdiği kafa

karıştırıcı şüphelere karşı dengede tutuyor bizleri. Dengelenmek zorunda olan varoluşsal

kaygılarımız, varlığımıza anlam ararken gereken enerjimizi tüketip sürekli karamsar bir ruh

halinde bizi sabitliyorlar. Zaten yok olup gidilecek bir dünyaya anlam katmanın ne önemi var

sonucunun yarattığı rehavet haline zamanla alışıyoruz. Bu alışkanlığın tükettiği yaşam sevincimiz karşısına çıkan en küçük problemde yelkenleri suya indirerek teslim oluyor, teslim oldukça tükeniyor, tükendikçe de insanlığını kapayıp dünyaya sadece nefes alan bedenlere dönüşüyor.

 

Hızla ilerleyen zamanın önündeki en önemli engellerden bir tanesi de yaşamış olduğumuz

travmaların yıkıcı etkileridir. Travmalar insan yaşamının en derinlerinde o kadar derin izler

bırakır ki adeta yaşam o anda durur. İnsanın dışında akan zaman takvimlere sığarak bir bir geçse

de, ruhun içerlerinde bir yerler de o takvimin yaprakları tek bir güne sabitlenmiş olarak kalır.

Travmanın en büyük etkisi işte bu sabitlenerek takılmadır. Kişinin bilinçaltı süreçleri bu

travmanın etkisini gizli şekilde devam ettirir. Bilince farklı isimler altında çıksa da acı aynıdır,

ortaya çıktığı zaman farklıdır. Psikolojik anlamda tanımlanan travma sonrası stres bozukluğu

belirtilerinin, gündelik yaşantıda insana yansıması bu bilimselliğin dışında daha duygusal

boyutlarda yaşanırlar.

 

Ayrılık travmalarıyla paramparça bir ruhun, hayatında sürekli travmatik

ayrılıkları aynı şekilde yaşıyor olmasını, yine aynı şey başıma geldi sözleriyle duyarsınız. Oysa

bilinçaltının derinliklerinde ki alemde zamanı durdurarak insanın içinde varlığını devam ettiren

her travma, kendisini hatırlatmak için bilince yani insanın gündelik yaşantılarına standart bir

mekanizmayla çıkar. Standart olan mekanizmanın işleyişi kişinin travmalarıyla yüzleşip

çözümlemesine kadar sonsuz kere kendini tekrar edebilecek klinik ısrarcılığı vardır. Bu

ısrarcılığın temel sebebi, travmaların kendisini hatırlatarak gün yüzüne çıkmak istemesi ve

görünür hale gelmek arzusudur. Bir kere görünür olduğunda, fark edilerek çözülmeyi ister.

Sağlıklı olanı arzulayan ruhumuzun akil yanı, kendi dengesini koruyabilmek için kendi

içinde barındırdığı irini dışarı atmak isteyecektir. Bunun için görünür hale getirmeye çalıştığı

travmatik olayların bir benzerini kişi gündelik hayatında fark etmeden kurgulayacaktır.

 

Kendisini

sonunda ayrılık olan ilişkiler içinde bulan insanların durumu budur. Bilinçaltının itici gücüyle

travma kendisini görünür kılmak için gerekli olan hayat olaylarını bir şekilde kurgulamıştır. Kişi

yine aynı şey başıma geldi demek yerine bu kısır döngünün kaynağı olan travmatik ayrılıkların

yarattığı ayrılık depresyonunu masaya yatırıp yüzleşerek çözmek zorundadır. Yoksa aynı kısır

döngü, aynı ayrılıkları ve acıları kişinin hayatında kurgulamaya devam edecektir. Bu çok teknik

bir kısır döngüdür. Başlangıcı çocukluk yıllarına dayansa dahi insanın yaşlılığında dahi aynı

şekilde karşısına çıkabilir. Travmanın yarattığı stresin ortaya çıkardığı bozukluğun etkisi yaşam

boyu sürebilir. Kendisini gizleme ve var etme yöntemi ise, sizi içine düşürdüğü yanılgıda gizlidir.

Siz travma kaynaklı yaşantılarınızın dayattığı tercihlerinizi, doğal insani seçimler olarak görüp,

kişiliğinize mal ettiğiniz özgür irade seçimleri olarak algılayarak bir ömür onunla yüzleşmeden

yaşayabilirsiniz. Bu yaşam muhakkak ki travmanın yarattığı acıları da beraberinde getireceği için,yaşam kalitenizi olumsuz yönde etkileyecektir. Bu durumdan kurtulmanın tek yolu vardır;

acılarınızın kaynağı olan ve kişiliğinizin bir parçası zannettiğiniz yıkıcı davranışların, engelleyici

yaşantı şeklinizin değişmesini sağlayacak olan bilinçaltınıza sürekli bastırarak kaçındığınız

travmatik duygularınızla yüzleşmeniz gerekir. Kaçmadan yüzleşmek…

 

Osman İLHAN

Uzman Klinik Psikolog

Bi Nefes Psikolojik Danışmanlık Merkezi

www.binefespsikoloji.com

Bu habere de bakabilirisiniz

Anne; ‘Ben’ Olmama Yardım Et!
Sen Olmamı Bekleme!

Doğduğumuz an Annenin dünyasında yaşamaya, nefes almaya başlarız. Varoluşumuz annenin bakımına bağlıdır. Anne ne zaman …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir