Ana Sayfa / Yazarlarımız / Osman İlhan / Mükemmeliyetçilik Tuzağı

Mükemmeliyetçilik Tuzağı

Hepimizin içine düştüğümüz tuzaklardan bir tanesi, mükemmeliyetçilikle şekillenen dünya algısıdır. Mükemmelliyetçilik.Temelinde konfor alanının dış tehditler ile bozulmasını engellemek amacına hizmet eden mükemmeliyetçi bakış açısı, yaşanılan birçok depresif duygu kırılmalarının sebebi halinde hastalığa dönüşebiliyor. Neredeyse bütün insanlar ortalama temel ihtiyaçlarını koruyup, yaşamda kalabilmek için, çevreden gelebilecek risklere karşı tetik halinde yaşar. Bu tetikte oluş, tehlikeleri önceden görüp önlem alabilmemiz için varoluşsal açıdan gereklidir. İlk atalarımızın savaşçı doğasında, küçük bir dikkat kaybı yaşamın sonu anlamına geleceğinden, gündelik hayatta tehditlere karşı geliştirdiği paranoyak şüpheciliği hepimizin genetik kodlarına işlenmiş durumda sanırım. Yaşamda kalabilmek için varoluşsal kaygılarımız, hayat içindeki streslerimiz, anksiyete üreten yönlerimiz, gerekli olan insani yönlerimizdir. Ancak bu yönlerimizin dengesini koruyabilmek ruh sağlığımız açısından, hayati öneme sahiptir. Ortalama düzeyde yaşadığımız stres, kaygı, anksiyete bizim hayatlarımızı daha kaliteli şekle dönüştürmek için çabalarımız, çalışmalarımızın, üretkenliğimizin itici gücünü oluştururken fazla miktarda yaşanması hali bir çok psikiyatrik problemin oluşmasında ana rolü oynarlar. Mükemmeliyetçi insanların, genetik kodlarındaki tehdide karşı geliştirdikleri şüpheciliği hepimizden fazla işler. Onlar hayat içinde kurguladıkları korunaklı dünyalarının yıkılmasına, dağılmasına karşı o kadar büyük korku duyarlar ki, bu nedenle çevrelerinde onun bu yaşantısını tehdit edebilecek kaynaklara karşı aşırı duyarlılık göstererek stress, kaygı eşiklerini bir anda aşıp anksiyete bozuklukları göstererek rahatsızlanabilirler. Bu insanların bu duruma gelmesindeki temel alt öğrenme, kusursuz ve mükemmel şekilde işleyen dünya yaşantısı ideasıdır. Onlar fantezilerinde kusursuz bir dünyanın gizli özlemi içindedirler. O dünyada savaşlar, kayıplar, acılar, iflaslar olmamalıdır. Güzele ait olan her şeyin hüküm sürebildiği sürekli cennet meyvelerinin yeşerdiği bir dünya tasavvurlarını gizli gündemlerinde canlı tutarlar. Temelinde zamanında incinmiş olan kırılgan ruhlarının bir daha aynı incinmişliği yaşamamak için, kusursuz dünya fantezisine tutunarak gerçekliği çarpıtma eğilimi içindedirler.

Dünya beş duyuyla algılandığı boyutuyla, sezgiyle algılanan soyut sanatsal boyutuyla da insan için kusurlu bir yerdir, dünya kusursuz bir yer olmak zorunda değildir, bunun içinde özel çaba içine de girmeyecektir. Onun bu gerçekliği karşısında adaptasyon geliştirmek zorunda olan biz insanlar, onun şartlarına uygun yeteneklerimizi geliştirip onunla dengeli yaşantımızı öğrenmelerimizle kurgulamak zorundayız. Hayatın bir zamanında yaşanmış her hangi bir duraksama anı, bizim ona geliştirmeye çalıştığımız adaptasyon yeteneğini de duraklattığı için, yarım kalmış gelişmişliğin eksikliğini, fantezi boyutunda yaratılan obsesif, takıntılı, mükemmeli arzulayan bilişsel çarpıtmalarla doldurmaya çalışır. Gerçekliğin fotoğrafını çekmek isteyen fotoğrafçının, sanatsal bir kare yakalamak için tek noktaya odakladığı merceği gibi bakar bu insanlar hayata. Odaklandıkları karenin dışında kalan kısmını yok sayan hayalperestçilikleri ile gerçekliği çarpıtıp, fark etmeden kendilerini fotoğrafın dışında kalan gerçeklikten gelebilecek tehlikelere karşı açık hale getirirler. İşte bu durum mükemmeliyetçi insanların yaşadığı kompleks durumun adıdır. Hayattaki milyonlarca dış uyarandan sadece konfor alanına hizmet eden, acıdan kaçmaya yarayacak kadarına odaklanıp diğerlerini yok sayma hali. Yok saydıkları uyaranlara karşı herhangi bir savunma geliştiremedikleri için, o uyaranın kaynak olduğu problemle karşılaştıklarında savunmasız kalarak kolayca dağılabilirler. İnsanın tam manası ile kâinata teslimiyet göstermesi bu sebeplerle gereklidir.

İnsan dünyaya ait iyi ve kötü bütün yaşantıların, duyguların acı da olsa, etkisine maruz kalma cesaretini gösteremezse, sürekli dağılmanın tehdidi karşısında alarm halde yaşamak zorunda kalabilir. Sürekli uyarılmış halde varlık sürmeye çalışan ruhsal denge bu gerilim karşında çok fazla dayanamayacaktır, dinlenebilecek, sessiz zamanlara ihtiyaç duyan yaşlı yanımıza istediği iç huzuru vermek zorundayız

Osman İLHAN

Uzman Klinik Psikolog

Bi Nefes Psikolojik Danışmanlık Merkezi

www.binefespsikoloji.com

Bu habere de bakabilirisiniz

Anne; ‘Ben’ Olmama Yardım Et!
Sen Olmamı Bekleme!

Doğduğumuz an Annenin dünyasında yaşamaya, nefes almaya başlarız. Varoluşumuz annenin bakımına bağlıdır. Anne ne zaman …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir