Ana Sayfa / Yazarlarımız / Mine Sueri / Sen de bir ah çekip
nerede o eski bayramlar
diyor musun?

Sen de bir ah çekip
nerede o eski bayramlar
diyor musun?

Sevgili okurlarım;
Her bayram olduğu gibi bu bayramda da anılar, hatıralar, gelenek ve göreneklerimiz aklımıza gelip, derin bir iç çekerek “Ah nerede o eski bayramlar” dediğinizi duyar gibiyim. Aslında eskisi gibi olmayan bayramlar mı, yoksa biz miyiz? Bana göre bayramlar yine aynı bayramlar. Değişen, sadece insanlar ve bizleriz.

Aslında hafızalarımızı biraz zorlayacak olursak; hepimiz bayramları ailecek, sevdiklerimiz ile birlikte geçirmek için sabırsızlıkla ve duyduğumuz o sonsuz heyecanla bekler, gün sayardık değil mi? Programlar yapardık, bayramlıklarımızı giyerdik, yeni ayakkabılarımız başucumuzda olurdu, uzun zamandır görmediğimiz akrabalarımızı beklerdik kapılarda, hele bayram sabahı kahvaltılarının o lezzeti hiçbir şeyde olmazdı. Peki ya şimdi…

Şimdi tatil rezervasyonları yapıyoruz. Çocukluğumuzda bayram, tatile gitmek değil, ziyaret etmek demekti. Evde ya da otelde uyuyup dinlenebileceğimiz bir kaçış olarak görüyoruz artık bayramları.

Bayramlar biz çocukken mi güzeldi? Acaba biz büyüdüğümüz için mi artık eskisi gibi hissetmiyoruz? Büyüklerimiz bizlere yaşattı, şimdi ise büyükler bizleriz, biz neden yaşatamıyoruz, değerlerimizi öğretemiyoruz çocuklarımıza? Sonra da nerede o eski bayramlar deyip ah çekiyoruz.

Biraz eskilere gidip hatırlayalım mı o eski bayramlarda neler yapardık;
Bayramda giyeceğimiz kıyafetlerimiz için alışverişe çıkılır, mağaza mağaza dolaşılır günler öncesinden kıyafetlerimiz alınırdı. Bayrama kadar o kıyafetler defalarca giyilir, katlanır, başucumuza konurdu. Bayram bir gelse de giysek diye gidip gidip heyecanla bakardık yeni elbiselerimize. Bazen toplayacağımız harçlıklarla neler yapacağımızı düşünerek, bazen de yiyeceğimiz şekerlerin, tatlıların lezzetini düşünerek uyuyakalırdık.

Annem dâhil; Sıdıka Teyze’yi, Ümit Yenge’yi, Sedef Teyze’yi, Hülya Abla’yı ve mahallenin diğer hanımlarını dip köşe bayram temizliği telaşı sarardı. Kolonyalar doldurulurdu. Bayram süresince ekmek çıkmazdı o zamanlar, o yüzden 3-4 gün yetecek sayıda ekmek alınırdı. Baklavalar açılır, sarmalar sarılır, çocuklar tencere başına gidince güzel de bir azar atılırdı. Tebrik kartları alınır ve arkası özenle doldurulup postaya verilirdi. Aynı kalıp cümleler içeren hiçbir duygusu olmayan cep telefonunun tek tuşu ile rehberinizdeki tüm kişilere gönderebileceğiniz, samimiyetsiz toplu bayram mesajları yoktu o zamanlarda. Mahallemizde sadece (güzel, renkli gözlü, kısa boylu, kilolu, tonton mu tonton olduğu için mahallelinin taktığı lakabı ile) Fındık Ayşe teyzemizde telefon bulunurdu. Fındık Ayşe teyzenin sonradan jeton atma yeri eklenmiş olan, jetonu da kendisinden para karşılığında temin ettiğimiz çevirmeli telefonundan uzaktaki akrabalarımızı arar bayramlaşırdık.

Misafirlerimiz için baklavalar, börekler, sarmalar, yemekler yapılır. Çocuklara verilmek içinde bozuk paralar, bayram şekerleri, kolalı mendiller hazırlanır yerlerini alırdı. Bir gün önceden mezarlıklar ziyaret edilirdi. O gece aile fertleri, arife suyuna dalmak diye tabir ettiğimiz banyosunu yapar tertemiz mis gibi kokar bayramı öyle karşılardık. Bayramlık kıyafetlerimizi, pabuçlarımızı annelerimizin kızmalarına aldırmadan yatmadan önce hazırlar başucumuza koyardık. O yeni alınmış pabuçların kokusu hala daha burnumda diyebilirim.

Günümüz çocukları acaba bu şarkıyı dinlediklerinde aynı duyguları hissedebiliyorlar mı bilmiyorum ama bayram sabahı rahmetli Barış Manço’nun “Bugün bayram erken kalkın çocuklar!” şarkısıyla güne başlardık mesela. O şarkıyı her dinlediğimde çocukluğuma giderim.

Barış Manço’nun şarkısında da söylediği gibi; sabah erkenden kalkar, üzerine bir şeyler dökmekten, lekelemekten korktuğumuz bayramlıklarımızı giyer, tüm aile tam kadro sofraya otururduk. Heyecandan acıkmadığımız için, apar topar bir şeyler atıştırıp kalktığımız kahvaltı sofrası sonrasında da ailecek bayramlaşırdık. Kahvaltı sofrasından kalkar kalkmaz, erkenden soluğu mahallede alır konu komşunun kapılarını saate bakmaksızın çalmaya başlardık…

Aşağı mahalle, yukarı mahalle tanıdık tanımadık herkesin kapısını çalardık. Topladığımız şekerleri koymak için evden aldığımız bir naylon poşet ve bozuk paraları, bayram harçlıklarımızı koymak için de bir küçük çantamız olurdu yanımızda. Aileler güvenle gönderirdi çocuklarını dışarıya dolaşması için, o zamanlar herkes birbirini tanırdı, bir güven vardı ama günümüzde böyle mi artık insanlar? Komşusuna bile göndermeye korkar olduk çocuklarımızı, her bayram sonrası haberleri endişeyle dinler olduk bir evladımızın canı yandı mı acaba diye.

Topladığımız bayram harçlıkları ile günümüzde artık kalmayan mahalle bakkalına (çocukluğumdaki Arap Bakkal’a) koşup abur cuburlara sarılırdık. Ayrıca çıtır pıtır alırdık, kapımızın önünde bıkmadan usanmadan bitirene kadar çıtırdatırdık, sesleri mahallede yankılanırdı. Kim kızacak diye korka korka, o korkunun verdiği güzel heyecanla sıramızı beklerdik çıtırdatmak için. Büyüklerimiz evde ziyarete gelecek olan eş dost akrabaları bekler, sonrada iade-i ziyaret yaparlardı. Kahveler eşliğinde tatlı sohbetler edilirdi. Uzun zamandır görüşmeyenler görüşür, küsler barışır ya da barıştırılırdı. Bayramdan bayrama gelebilen akrabalarımız olurdu uzak şehirlerden ya da ülkelerden, onlar eve varınca bayram daha da bir bayram olurdu. Evler cıvıl cıvıl seslerle, kahkahalarla, çay ve tatlı telaşlarıyla, gülümsemelerle dolardı. Ya şimdi! Şimdi eski bayramlara ne mi oldu? Tabiî ki TATİL OLDU.

Gittiği her yer bayram yeri olan, gittiği her yere bayram götüren güzel insanlar; eski bayramları yaşamak ya da yaşatmak ister misiniz diye sorsalar cevabınız ne olurdu?

Eski anılarınızı gülümseyerek hatırladığınız; ama en az onlar kadar sevgi dolu, tadını çıkartacağınız bayramlar yaşamanız dileğiyle…

İyi bayramlar.

Bu habere de bakabilirisiniz

Esrarengiz Bir Ada

“Hayatının sürekli tekrar ettiğini düşün. Şu an yaptığın şey seni mutlu etmiyorsa bir dahaki sefere …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir